PİŞMANLIK ve BTSO SEÇİMLERİ ÜZERİNE

Pişman olmamak için yazmalıyım...
Paylaş:
PİŞMANLIK ve BTSO SEÇİMLERİ ÜZERİNE

Yaptığım iş gereği, zaman zaman yazılarıma ara vermek durumunda kalıyorum.

Çünkü kaleme aldığım her cümle, artık kendi düşüncelerimin sınırlarında kalmıyor; temsil ettiğim kişi ve kurumla da doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu nedenle düşüncelerimi özgürce kaleme aldığım köşe yazılarıma, istemesem de zaman zaman ara vermek zorunda kalıyorum.

Ama yazmıyor olmam, düşünmediğim anlamına gelmiyor.

Fikri hür, vicdanı hür bir neslin ferdi olarak; gördüklerimi, düşündüklerimi ve söylemek istediklerimi bir kenara not etmeyi sürdürüyorum. Bazen de “Yaz, arşive at; günü geldiğinde çıkarırsın” mantığıyla hareket ediyorum.

Bu anlayışla hareket ederken, kaleme almadığım bir konu var ki bugün bunun için büyük bir pişmanlık duyuyorum.

Çünkü o günlerde düşündüklerimi çevremdeki pek çok kişiye açık açık anlatmış, yaşananlara nasıl baktığımı ve işin nereye varabileceğine dair öngörülerimi paylaşmıştım.

Oysa bunları konuşmakla yetinmek yerine yazıya döküp tarihe not düşseydim, bugün anlatacaklarım çok daha başka bir anlam taşıyacaktı.

Söz uçar, yazı kalır derler ya…

***

Neyse efendim…

Gelelim asıl meseleye: BTSO seçimleri.

Malumunuz, mevcut Başkan İbrahim Burkay ile aynı zamanda Bursa Ticaret Borsası Başkanlığı görevini yürüten Özer Matlı arasında yaklaşık dört aya yayılan yoğun bir seçim kampanyası yaşandı.

Bursa iş dünyasının yakından takip ettiği bu süreçte ilk raund, komite seçimleriydi.

Sandıklar açıldı, sonuçlar ortaya çıktı ve Özer Matlı’nın yeşil listeleri komite seçimlerini üstünlükle tamamladı.

Benim açımdan ortaya çıkan sonuç çok da şaşırtıcı değildi.

Çünkü ben bu sonucu aylar öncesinden öngörmüştüm.

Seçim sürecine ilişkin sohbet ettiğim hemen herkese aynı yorumu yaptım. Bunun en son şahidi de gazeteci Atilla Sağım’dır.

Hatta kendisiyle aramızda küçük bir iddia bile vardı.

Bir sohbetimiz sırasında kendisine;

“Abi, senin tecrübene ve gazeteciliğine güveniyorum. Benden çok daha tecrübeli ve iyi bir gazeteci olduğunu da kabul ediyorum. Ama bu seçimi, bana göre Özer Matlı kazanacak. Eğer Özer Matlı kazanırsa, ‘Onuralp Özalp benden çok daha iyi gazetecidir’ diye yazacak mısın?”

diye sordum.

Sağ olsun, iddiayı da kabul etti.

Şimdi Atilla Abi’nin kaleminden çıkacak o yazıyı bekliyorum! (İnşallah 9 Ekim’deki köşe yazısında adımı göreceğim.)

Ama işin şakası bir yana…

Ben bu sonucu neden bu kadar net öngörüyordum?

***

Öncelikle İbrahim Burkay’ın bugüne kadar kazandığı seçimlere bakmamız gerekiyor.

Uzun yıllar BTSO Başkanlığı yapan Celal Sönmez’in yeniden aday olmadığı 2013 seçimlerinde, başkanlık koltuğu için iki isim yarıştı:

İbrahim Burkay ve İlhan Parseker…

128 meclis üyesinin katıldığı seçimde Burkay 71, Parseker ise 55 oy aldı; 2 oy da geçersiz sayıldı. Böylece İbrahim Burkay’ın BTSO’daki başkanlık dönemi başladı.

2018’e geldiğimizde ise Burkay’ın karşısındaki seçim bloğu yine İlhan Parseker ve onu destekleyen grup etrafında şekillendi.

Ancak bu kez tablo çok daha farklıydı.

Meslek komitesi seçimlerinde Burkay’ı destekleyen mavi listeler, meclis sandalyelerinin yaklaşık yüzde 80’ini kazandı. Ardından yönetim kurulu başkanlığı seçimine tek listeyle giren Burkay, 130 oyun 121’ini alarak ikinci dönemine başladı.

2022’de ise İbrahim Burkay’ın karşısına BTSO Yönetim Kurulu Başkanlığı için doğrudan bir rakip dahi çıkmadı.

70 meslek komitesinde yapılan seçimlerin ardından 155 meclis üyesi belirlendi. Başkanlık seçimine tek aday olarak giren Burkay, üçüncü kez BTSO Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.

Şimdi bu üç seçimi yan yana koyup tabloya bir kez daha bakalım…

2013’te İlhan Parseker karşısında kazanılmış bir seçim…

2018’de aynı cephenin karşısında çok daha güçlü bir sonuç…

2022’de ise karşısına başkan adayı dahi çıkmayan bir İbrahim Burkay…

Yani…

İbrahim Burkay’ın yıllardır BTSO Başkanlığı koltuğunu korumasındaki önemli etkenlerden birinin, karşısında seçim dengelerini ciddi biçimde değiştirebilecek güçte yeni bir rakibin ortaya çıkmaması olduğunu düşünüyorum.

Burada yanlış anlaşılmak istemem.

İlhan Parseker, Bursa iş dünyasında karşılığı bulunan önemli ve değerli bir isimdir.

Ancak seçim matematiği açısından baktığımızda ortada başka bir gerçek var:

İlk yarışta Burkay’a karşı kaybetmiş…

İkinci yarışta yeniden karşısına çıkmış ve bu kez çok daha ağır bir tabloyla karşılaşmış…

Üçüncü yarışta ise aday olmamış bir İlhan Parseker’den söz ediyoruz.

Dolayısıyla yıllar boyunca İbrahim Burkay’ın karşısına çıkan tablo, büyük ölçüde tanıdığı bir rakip ve bildiği bir mücadeleydi.

plerden çok daha farklı bir profildi.

Üstelik kulislerde, açıkça ifade edilmese de Faruk Çelik’in desteğinin Matlı’dan yana olduğu konuşuluyordu.

İşin siyasi boyutu başlı başına başka bir yazının konusu… Şimdilik o defteri burada kapatalım.

Gelelim İbrahim Burkay cephesine…

Bana göre üç dönem üst üste kazanılan BTSO Başkanlığı’nın oluşturduğu özgüven, zamanla bir rehaveti de beraberinde getirmişti.

Bunun yanında seçim sürecinde rakibine yönelik yürütülen ve benim “karalama kampanyası” olarak değerlendirdiğim söylemler, Bursa basını üzerinden kamuoyu oluşturma çabaları ve seçimi yüzde 80 gibi ezici bir üstünlükle kazanacağına yönelik güçlü inanç, Burkay cephesinin sahadaki gerçek tabloyu doğru okuyamamasına neden oldu.

Elbette BTSO Başkanı’nı doğrudan 60 bin üye seçmiyor; başkanı, üyelerin sandığa gönderdiği meclis üyeleri belirliyor.

Ancak işin temelinde yine o 60 bin üyenin iradesi var.

Şimdiye kadar sonucun değişme ihtimalinin düşük görüldüğü seçimlerde katılımın sınırlı kalması da bana göre şaşırtıcı değildi. İnsanlar sandığa gittiğinde bir şeylerin değişebileceğine inanmak ister.

Bu kez karşıda Özer Matlı vardı.

Yani İbrahim Burkay karşısında seçimin sonucunu gerçekten değiştirebileceğine inanılan güçlü bir aday…

Böyle bir rakibin ortaya çıkması, BTSO üyeleri açısından beraberinde yeni bir yönetim ihtimalini de getirdi. İhtimal umuda, umut da sandığa gitme motivasyonuna dönüştü.

Benim seçim öncesindeki hesabım da tam olarak buydu:

Rekabet arttıkça umut artar…

Umut arttıkça katılım yükselir…

Katılım yükseldikçe de yıllardır değişmeyen seçim matematiği değişmeye başlar.

İşte…

Komite seçimlerindeki o gergin havanın sebebi de tam olarak buydu!..

Bu kez sandık, sonucu önceden belli bir yarış için kurulmamıştı. Her iki taraf da kazanabileceğine inanıyor, her oy seçimdeki dengeleri değiştirebilecek bir önem taşıyordu.

Nitekim sandıklar açıldığında ortaya çıkan tablo da bunu gösterdi.

Özer Matlı’nın yeşil listeleri, İbrahim Burkay’ın mavi listelerinin önünde çıktı.

Tam da öngördüğüm gibi…

Şimdi dönüp yazının başına gelelim.

Ben bütün bunları seçimden sonra söylemiyorum.

Aylar boyunca konuştuğum insanlara aynı şeyi anlattım. Özer Matlı’nın adaylığıyla birlikte seçim matematiğinin değişeceğini, güçlü bir rakibin katılımı artıracağını ve artan katılımın yıllardır süregelen dengeleri değiştirebileceğini söyledim.

Söyledim ama yazmadım!

Pişmanlığım da bundan…

Çünkü gazetecilikte bazen doğruyu görmek yetmiyor; gördüğünüzü zamanında yazıp tarihe not düşmeniz gerekiyor.

Bugün çıkıp “Ben demiştim” demenin elbette bir kıymeti var.

Ama seçimden önce yazılmış iki satırın kıymeti çok daha başka olurdu.

O yüzden bu seçim bana da küçük bir ders verdi:

Aklından geçeni, gördüğünü, öngördüğünü yaz…

Gerekirse yayımlama, arşive kaldır.

Çünkü gün gelir sandıklar açılır, herkes sonucu konuşur.

Sen ise arşivden o yazıyı çıkarır ve tarihe bakıp iki kelime söylersin:

 

Ben demiştim!..

 

Benzer Haberler:

Yorum

    Bu habere henüz hiç yorum yapılmamış.

    YORUM YAZIN

PİŞMANLIK ve BTSO SEÇİMLERİ ÜZERİNE